SanatForum »Yazım Atölyesi »Diğer Yazım Türlerine Ait Yazılarınız »Denemeleriniz » Sorgu - Sorgusal Deneme

Sorgu - Sorgusal Deneme


SanatForum sitesindeki Denemeleriniz - kategorisi altındaki Sorgu - Sorgusal Deneme isimli konuyu görüntülemektesiniz.


Cevapla
 
Geri İzleme Seçenekler Stil
Eski 17. June 2010   #1
Admin.SanatForum
feliXtigra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 2. May 2010
Bulunduğu Yer: Antalya
Yaş: 28
itibar: (0)
Mesajlar: 2,286
Tesekkür: 422
401 Mesajına 518 Tesekkür Aldı
feliXtigra is on a distinguished road
Post Sorgu - Sorgusal Deneme

07 Kasım 2007 Çarşamba
gece yarısı


SORGU

sorgusal deneme

Ailesiyle sıcak ya da soğuk savaş halinde olmayan etrafımda şu ana kadar bir kaç kişiye rastladım. Bu çok olağan bir durum. Ben sorunu bireysel düzeyde ele almaktan hoşlanmıyorum, bu her insan oğlunun başına gelen bir şey, “aile kavramı”.
Ve aile felaketi her insanın başından geçiyor, bu bir gerçek ve buna engel olamazsın.

İnsan neden aile kurar ki? Kendisinin de öncesinde bir ailesi olduğu için (ya da hiçbir zaman gerçekten o hayalinde canlandırdığı fakat bir türlü gerçeğe dönüşmemiş olan aile rüyasını gerçeğe dönüştürebilmek için). Eski ailesinde büyükleri tarafından yaşayamadığı her şeyi çocuğuna yaşatmak, ve onlardan bireysel anlamda göremediği şeyleri elde etme güdüsü ile de yapar bunu. Fakat sonuç yine yüzde yüze yakın hüsrandır ve aile kavramı tekrar bir felakete dönüşür.

Ben bir şeyi fark ediyorum sanırım; insanoğlu gerçekten de insan hamurundan yapılmış (insan hamuru ile burada düşünmeni istediğim; insanı insan yapan her şey, insana insan dememizin sebebi, varlığını oluşturan bileşenlerin tümü). Bunun dışına çıkmak pek mümkün değil. O kadar piyango gibi bir durumdur ki düşlerdeki aile ortamını yakalamak.. bu gerçekten çok zordur. Dedim ya, insan, adı üstünde insandır; ancak bir yere kadar karşı koyabilir güdülerine. Bilinçaltında gezinen şeytanlara, geçmişine, içinde bulunduğu an’a, geleceğine ve bunlara dair tüm kaygıları onu alt etmekte zorluk çekmez.

Burada bir durum var, ayrı bir konu başlığı. Ya çocuk; kim bilir, okul çağlarında, okul çağından da önce, belki de doğumundan itibaren ailesindeki bireylerden, en önemlisi de ebeveynlerinden ötede bir yerlerde zihinsel ve düşsel bir seviyede ise ve aile bunun farkında değil ise… Gaflet içerinde geçmiş seneler boyunca bu güzide armağanın bilinçsizliği ve farkına varılamamışlığı ile tanrıdan gelen bu ihsanın, asla o insanevladına bahşedilememiş, ona layık görülmemiş, köreltilmiş, hasara uğratılmış, daha da kötüsü kronik ve bilinçsiz bir çökertme-reddetme silsilesi ile yok edilmişliği söz konusu ise… Bir gün durumun vehametinin farkına varılması ile artık yapacak hiç bir şeylerinin olmadığını görmekte iseler… Ya da daha kötüsü, hala görememekte iseler... Ya da bunu görmekte oldukları halde cehaletlerine sığınıp bu cehalet ortamını bir kısır döngüye dönüştürmekte iseler..

Sonuç, dünyaya gözlerini yapayalnız açan bir bebek. Geçen birkaç on sene boyunca büyüdüğünü sanan, fakat sonradan birden gözlerini yeniden açan bir birey. Yeniden doğan ve bu sefer gerçek yalnızlığının keşfine varan, geçen onca zamanı telafi etmek adına yapacak fazla bir şeyi (asıl söylemek isteyip de söyleyemediğim, söylemeye dilimin varmadığı sözcük, “hiçbir şeyi” ) olmayan. Ve bu tamamiyle bireysel bir yaklaşım. Tek yönlü, söz konusu özneye yönelik; O da çocuğun kendisidir.

Peki, ya, bu noktada bu kadar isyankar davranmakla da onlara ve tanrıya haksızlık etme cüretini göstermek hoş olur muydu? O da değil. Bu gün bir haber okudum. Haberde; 4 yaşında, 4 kollu ve 4 bacaklı bir örümcek kızın varlığından söz ediliyordu. Bu haberi okuduğum sırada, ne kadar sağlıklı ve eşsiz bir bir beden sağlığına sahiptim. Ve hakkımda merak ve sessizlik içinde benim zamanımın gelmesini bekleyebilen, bunun için tüm imkanlarını seferber edebilen, dünyanın geri kalanının çok büyük bir kısımdan daha mükemmel bir aileye…

Peki isyan etmek doğru mu? Sanırım buna cevabım hayır olurdu. Peki tanrıya şükürler yağdırmak, ondan artık çok fazla bir şey beklemediğin anlamına gelmez mi. İçinde bulunduğun her türlü duruma şükredip durmak ve sürekli elde etmeye, daha iyisine, daha fazlasına, dahasına ve dahasına sahip olmaya çalışmak da nasıl bir insalık çelişkisidir?

Çelişkilerim çok içimde . Dört sene kendimi sorguladım, kendimen aileme bir yol uzandı ve onları sorguladım. Baktım ki sorgulanması gereken bir tek şey var; o da “insanın ta kendisi”. Bireysel varlığı ve yakın ailesi değil; “insaevladı” denen olgunun ta kendisi ve yaşam içindeki yeri.
Bu arada insandan da tanrıya uzanan bir yol var. Ve ne kadar uğraşırsan uğraş, istediğin kadar görmezden gel, istediğin kadar reddet, bu düşünceden istediğin kadar uzaklara kaç, kuytulara gizlen, bu yolun bir ucu da ona varıyor.

O, o kadar güçlü ve kudretli iken, insan evladı, onun en mükemmel ve kutsanmış kulu nasıl olabiliyor da bu kadar aciz olabiliyor. Nasıl olabiliyor da yine onun bazı kulları o kadar güzel ve nadir özelliklerle dünyaya gelirken, onlarla aynı toplum ve dünyada yaşayan diğer bazıları sürekli sürünmek ve duvarlara bağırmak zorunda kalıyor? Ve nasıl oluyor da dünyanın en güçlü adamlarının yalnız birkaç dakika başına düşen gelirleri ile Afrika’da sığırların idrarı ile yıkanan küçük çocuklar, aylarca karnını doyurabileceği, binlercesinin ise açlık ve susuzlukla gelecek muhtemel ölümlerden kurtulabileceği bir gerçeklik yaratarak buna toplumsal bir kanıksama ve duyarsızlıkla seyirci kalabiliyoruz?

Artık tanrının varlığına inanmayan insanları yadırgamıyorum. Tanrı olgusu, ya da onun insanlık namına kullanmaya hevesli olduğu güç sorgulanması gereken bir konu. Bizler, bebek zihinlerimize empoze edildik henüz tanrı olgusunu kavrayacak yaşlara ulaşmadan. Sorgusuz sualsiz kabul etmeye zorlandık onu. Ben artık bunun bütün ve katıksızca yanlış bir uygulama olduğuna yalızca inanmıyorum, bunu biliyorum. Bunu damarlarımda akan kanın her damlasında ve bedenimdeki dokuların ve tenimin her bir zerresinde hissediyorum. İnsan onu aramalı, kendi bilinci ile aramalı ve onu ancak kendi içinde bulmalı. Bizler daha dünyaya gelmeden düzenlenmiş, hazırlanmış şemaların içlerine yerleştirildik. Bizler, biz olmak adına değil, oldurulmak istendiğimiz gibi, süslü, kenarları fırfırlı, parıltılı taşlarla bezenmiş bazı taslakların içlerine sığrılmaya zorlanmak üzere getirildik dünyaya. Biz asla kendi kalıbımızı kesemedik, asla kendimiz süsleyemedik sınırlarımızın kenarlarını. Şimdi ise o kalıplarda şeklimiz uymadığı halde, oradan buradan yüzlerce köşesi bize battığı, dar geldiği için acı içerisinde o kalıpta yaşamayı öğreniyoruz. Kimsenin tanrıya ulaşamamış olduğunu mu düşünüyorsun? Bazıları ulaşmıştır tarihte ona. Ben tanrının sorgusuz sualsiz kabul edilmesi gerektiğini söyleyen bir insanın müslümanlığından da, hıristiyanlığından da, museviliğinden de, hangi dine mensup olursa olsun dininden de, kendisinden de şüphe ederim. Ayrıca ona sorgusuz olarak inanmayanın da tanrıya olan ihtiyaçsızlığından şüphe ederim. Tanrı, insanın aciz doğası gereğince, insan ihtiyaçları üzerine kendisine sığınılabilinecek, ondan daha kudretli ve kötü ruhlara karşı onu koruyup kollayabilecek kudretli bir kurgudur.

Benim çocuğum olmayacak muhtemelen. Ben bilinçli bir şekilde bunu arzulamadığım sürece olmyacak. Öylesine kudretli bir tanrının gölgesi altında aciz bir çocuk gtirmek istemiyorum bu dünyaya. Onun ışığı ve nuru içinde gönderilmeli o çocuk, benim geldiğim ya da gitmekte olduğum yoldaki gibi değil.

Ulaşmaya çalıştığım noktaya ulaşmak gibi bir amacın olmasın. Benim de ulaşmak istediğim nokta o işte, “ben’im”. Sen bana ulaşamazsın. Burada "sen" derken bunun altını çizmeden söylüyorum. “Sen” kelimesi, benden başka herkesi kapsıyor. Aynı zamanda beni de kapsıyor. Ben de kendime ulaşamadığım sürece herhangi birisi sayılırım. Şu anda kendi var oluşuma, var olmam gerektiğine inanmayan, o nedene ve sonuca ulaşamamaış herhangi birisiyim. Lise ve üniversite eğitimi aldığım yıllarında sürekli depresyona girip çıktığımı düşünürdüm. Bakarsan şu anda da öyleyim, ama ben bu şekilde düşünmüyorum.. ben o tanımın dışına taştım.

Şizofren olmaya kararlı olduğum sonucuna varabilirsin. Haklı olabilirsin, fakat böyle yaklaşırsan, çok dar bir açıdan bakarsın; çünkü ben tüm insanların şizofren olduğunu düşünüyorum. Herkes gerçekte olmayan bir takım şeylere inanıyor, bir takım değerlere ve görsel imajlara aldanıyor. Ben de onlardan birisiyim. Bana aşılanan da buydu, fakat ben bununla yaşamakta çok sıkıntı çekiyorum. İnsanlar internette arkadaşlığa inanyorlar. Bak facebook'a, bayılıyorum orada insanların ve kendi içimdeki şeytanın sanal imajlara gösterdiği hayranlığa. Arkadaş listesindeki rakamların büyüklüğü ve basamak sayısındaki hanelerin çokluğu kadar var oluyor insan orada. Büyüklüğü kadar popüler oluyor.

İnsanlar çılgın dünyadan akşam evlerine girdiklerinde “tv” ‘ye sarılıp, daha çılgın bir başka dünyaya geçiş yapıyorlar. Kavgalar, düşmanlıklar, mafyanın ve organize örgütlerin dünyası, ultralüks yaşamlar ve magazin… İnsanlar bunlara bayılıyor. Herkesin hayali (nasıl olduğu önemli değil), ister belde silahla gezen bir adam olsunlar, ister Cumhuriyet’in ne zaman kurulduğua cevap veremeyen magazin maymunları, ister dünya çapında lüks bir oteller zincirinin biricik, şımarık, pornocu kızı. Herkes onların peşinde. Kim kendi dünyasına dönmeyi tercih ediyor artık? Kim çocuğuna ilgi gösteriyor? Kim eşine ya da sevgilisine vakit daha çok zaman ayırmayı tercih ediyor? İnsanlar tanrıya neden sorgusuzca inanmaya devam ederken birbirilerinin arkasından kuyularını kazıp o uğruna şehit olmak için sözde can attığı yüce devletinin kasasını boşaltıyor, hem devletini, hem vatandaşını, hem kareşini, hatta kendisini kandırmaya teşebbüs edebiliyor, doğaya kıyıp yok edebiliyor?

Ve de cehaletinin farkında olmadığı halde her şeyi bildiğini zanneden, her duruma yorum yapmayı başarabilen insanlar neden hala bu bilgisizliklerinin farkına varmamakta ısrar ediyorlar ve de egolarının onları sürüklediği sınırlı, yalnızca imajlardan ve görsellerden öteye geçemeyen bir dünyanın peşinden gidiyorlar dersin? Egolarını, erkeklik ya da inanç olarak nitelendirmekte kendilerine bu denli güvenebiliyorlar.

Liseden sonra ailemden ayrı ve yalnız yaşamaya başladıktan sonra ayyuka çıktı içimdeki sesler. Daha büyük kavgalar çıktı içimde. Bu da, her an onların etkisinde kalmış olmamdan kaynaklanıyor. Asla kendim olamamışım. Bana öyle bir özellik aşılamışlar ki, tek kilit o, tek anahtar da. Onlara karşı, insanlara karşı anlamsız aptalca bir dürüstlük içindeyim. Hiçbir şeyi gerçekte olduğunun dışında iletemiyorum. Her şeyi doğru ve anlamlı yapmaya çalışıyorum. Ailemden kimse bana hiçbir şey için hesap sormadı ya da bana bir şeyleri nasıl yapmam gerektiğini söylemediler ileri yaşlarımda, fakat çocukluğumda aldığım eğitimin tezahürü olarak, hiç çocuk ve genç gibi sorgusuz düşüncelerle yaşamadan, tıpkı büyük ve olgun bir insan gibi düşündüm sürekli, asla çılgın girişmlerim, delikanlı gösterilerim ya da küçük kaçamaklarım olmadı. Olağanüstü gelişkin, sıradışı ve olağandışı bir otokontrolle sürdürdüm sonraki yıllarımı. Her zaman kendime sorumluluklar ve görevler biçtim, erdemli bir yaşam tablosu çizdim. Ailem hiç bir zaman bilmek zorunda olmasa ve bilmeseler dahi ben bilirdim, bazı bazı serseri bir hayat yaşasaydım. Benim kendi yaptığım bir şeyden haberdar olmam demek, aileme karşı, onu, bir doğru-yanlış tablosuna oturtup tartmak olurdu hemen. Ve yanlış ağır basardı. Bu da benim kendime verdiğim değeri düşürürdü. Aile çevremde, erdemli, akıllı, sağlıklı düşünceler içine olan insanlar vardı. Meğer öyle değillermiş, bunu da öğrendiğim dönemlerden beri içimde azgın bir şeytan türedi, kendime ters düşen her türlü sorumsuzluğu, serseriliği, manyaklığı ve hayvanlığı yaşamak isteyen. Boynuzlarından kavrayıp tuttum onu sımsıkı fakat öyle öfkeliki, kollarıma bedenime attığı güçlü darbelerle yara bere içindeyim. Doğru bildiğim tüm yanlışlar gözlerimin önüne serildiğinden beri kendimi bu konuda akıl sağlığımı yitirmeden hemen önce toplayabilmem bir buçuk yılımı kapsadı.

Başarılı bir akademik süreç geçirmedim. Arkadaşlarım pek çok konuda cahil kalmakta ısrar ettiler, okudukları en popüler kitaplar ders kitapları idi. Belki de bu nedenle onlar, şu anda etrafımda benimsenen ve aranılan anlamda başarıya kavuştular. Ama ben onlarla artık hiç biriyle dialog kuramıyorum. Hiç bir düşüncem ve bakış açım ile iletişime geçemiyorum. Onlar bu yüzden, giderek arkadaşsız kalmama neden oldular. Bana verebilecekleri, hatta benden alabilecekleri gitgide azaldı; nihayetinde ise gözle görülemeyecek, elle tutulamayacak boyutlara ulaşarak nihayete erdi. Bana yardımcı olabilecek insanlara da ben ulaşamadım. Biri beni gözetliyor evindeki minicik beyinli gençlerin sorunlarına çare arıyordu annem, benim kocaman yardıma muhtaç karışık bir beynim varken.

Anlattığım durumların her bir satırında ben varım. Bu anlattığım ve anlatamadığım benzer olayların bir bölümüne ben de bulaştırıldım, oraya çekildim. Bir kısmı da bunlara uyanlar tarafından bana zarar verdi, onları sınırlandırarak beni fakirleştirdi, zamanımdan çaldı, ihtiyacım olduğunda ailem benimle ilgilenmek yerine magazin programlarını ve çok sevdikleri köy ağası dizilerinde kim bilir kendilerini hangi karakter yerine koyarak tatlı bir hülyaya dalıyorlardı.

Bana, beni gösteren kişiler oldu. Nedenlerim ve sonuçlarım arasına sıkışıp kalan kimliğim hakkında ipuçları verenlerin benim ile ilgili bulundukları bazı can alıcı yorumları ve saptamaları, içimi kemire kemire beni tüketmeye çalışan kurtçuklar serpiştirdi içime. Bu kurtçuklardı kokuşmuş iç dünyamı kemire kemire ardındaki taze havayı soluyabilmem için varlığımı ve kimliğimi sorgulayıp sonraları kendimi yeniden yapılandırmamı sağlayacak olan. Böylelikle, uykuda fakat huşu içerisinde geçen yıllarımdan çığlıklar içinde ve bana gösterilen “ben’i” reddederek uyandırıldım.

Onda sonra koptu serseri fırtına. Senin şu anda dinlediğin, yalnızca yarın alacağı bir haber ile, ya en iyi yaptığı şeyi, yani insanı sorgulamayı daha büyük çaplarda sürdürecek ve muhtemelen artık akıl sağlığını ciddi anlamda yitirecek, ya da yüzüne yansıyan bir dirhem ışık yardımı ile artık hiç yapmadığı bir şey yapacak, geleceğe umut besleyecek ve birazcık hayal kuracak belki de.

Hayal kuracak…

Soner Özkök
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Google Reklamları
Eski 18. June 2010   #2
Sanat, Hayattır...
muzz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 3. May 2010
Bulunduğu Yer: ev
itibar: (0)
Mesajlar: 333
Tesekkür: 23
47 Mesajına 63 Tesekkür Aldı
muzz is on a distinguished road
Standart

sevgili felix bu konuya daha derinlemesine yazacağımı başta belirterek kısaca (zamanımın az olmasından dolayı) birkaç noktaya değinmek istiyorum. yabancı olduğumuz herşeye korkarak bakmaya alışmıştır insanoğlu. ilk başta çekingen, ürkek hatta yabancı olanı yok etme arzusuna kapılıp gitmeye alışmışız. bu duygularımız içinde geçerli hatta ve hatta yaşadığımız hayat (aydınlanmanı aldığın zamana kadar geçen süre) bize neleri es geçtiğimizi hatırlatmaktan başka bir işe yaramamıştır. kendince doğruları bulduğunu (yada yaklaştığını) hissetmeye başladığında önce farklı olandan daha sonra sana uymayanlardan kaçmaya başlarsın. çok daha uzun yazmak içimden ve aklımdan geçiyor ama kısmet başka zamana. kısaca demek istediğim kaçtığın nesneler yada kişiler gibi olma onlar gibi farklı olana tahammülsüzlük edememezlik yapma. herşeyi, herkesi her bir nesneyi kendininmiş gibi sev ön yargılarını kır hayatın bir bütün olduğunu herkesin birbirine bağlı olduğunu unutma şimdilik bu kadar
__________________
I'm never gonna know you now but I'm gonna love you anyhow
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Eski 18. June 2010   #3
Admin.SanatForum
feliXtigra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 2. May 2010
Bulunduğu Yer: Antalya
Yaş: 28
itibar: (0)
Mesajlar: 2,286
Tesekkür: 422
401 Mesajına 518 Tesekkür Aldı
feliXtigra is on a distinguished road
Standart

Elbette bu denemenin tarihi yaklaşık üç sene önceye ait olduğu için muzz, orada kendi kendime aktarmaya çalıştıklarımın tam anlamı ile şu anki durumumu yansıttığını söylemek, biraz hatalı ve eksik bir anlatım olabilir. O günlerin üzerinden geçen zaman içerisindeki düşüncelerimde, görüşlerimde, yaşamı kavrayışımda meydana gelen dramatik değişimler kendini, yaşamım üzerindeki etkileri ile hissettirdi. Orada sorguladığım, cevabına net olarak ulaşamadığım bazı şeyler şu an için oldukça net ve sabit.

Deneme yazımı buraya eklemden hemen önce, bir kez (uzun bir süre sonra) okuyup kendi düşüncelerimi, bir anlamda "kendimi" gördüm geçmişte. Okurken kendi yazımı okuduğumu düşünmeden okudum ve çok farklı geldi bu duygu. Yazıdaki kişi ile hayli benzerliklerim olduğunu, şu an sahip olduğum düşüncelere oldukça yakın fikirlere sahip birisi olduğu izlenimi ile okudum; bazen, bazı ipuçlarına ihtiyacı olan, kimi zaman yalnızca biraz zama ihtiyacı olan, zamanın öğreteceklerini bekleyen.

Yazımı okuduğun için teşekkür ediyorum muzz. Daha eklediğim akşam okuyarak güzel ve anlamlı yorumların ile değerlendirmeni ise kendi adıma ayrıca hoş bir jest olarak kabul ediyorum. Uzun bir süredir bu türden yazılar yazmadığımdan ve eski yazılarımın da aradan geçen zaman ile, şu anki mevcut düşüncelerimi aktarabilme gücünde bazı eksikliklerinin bulunması nedenleri ile, burada paylaşmaya en uygun gördüğüm yazı buydu. Diğerlerini de tekrar gözden geçirerek, paylaşabileceğm bir kaç yazı daha bulabilmeyi umuyorum.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Eski 22. July 2010   #4
Administrator
joyous - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 7. February 2010
itibar: (1)
Mesajlar: 724
Tesekkür: 324
158 Mesajına 213 Tesekkür Aldı
joyous is on a distinguished road
Standart

Kararlılıkla okunması gereken ama konuların geçişi itibarı ile bu kararlılığı zorlaştıran bir iç anlatım yazısı olmuş. Yaşadığın dönem ve süreci göz önüne alıp yazıyı değerlendirebilecek kadar hem yakın , bir okadarda uzak birisi olarak içtenliğin için her zaman olduğu gibi şimdi de kutluyorum seni.

Hayata nasıl bakarsak o şekilde görürüz derler bir bakıma doğrudurda bu anlatım. Ama kesin yargılar koymamız için hiç bir zaman acele etmememiz gerektiğini öğrenecek kadar tecrübe edindim hayatın bana sunulanlardan. Yazını okuduğumda , kendi iç seslerini dönem içerisinde düşünce itibarı olarak geliştirdiğini biliyorum ,değişim ile gelişiyorsun ve bu sende sıradışı bir süreç ile devam ediyor çünkü tamda bu yaşadıklarında ve iç dünyanda nekadar olağan desende sıradışı seslenişler var buda aslında ilk baştaki "her insan" söylemene asla katılmadığımı söylememi gerektiriyor.

Evet her insanın "insan" doğasından kaynaklanan belirli yapıları var mesela en başta tüm bu dünyada yalnız olduğumuz gerçeği ,onla mücadele gücümüz ,egolarımız,dürtülerimiz , beklentilerimiz,isteklerimiz bunlar her insanda az ya da çok ,biçimlenmiş yada biçimlenmemiş az yada çok elbette var ama yapıyorsa bu insan yine kendisi yapıyor;çevre ve aile faktörü evet kesinlikle büyük bir etken,doğuştan gelen fiziksel faktörler büyük bir etken ama her şeye rağmen "herşey" elimizde.

Okadar çok konuya değinmişsin ki aslında bu uzun ve farklı konuları ayrı konulara bölerek üzerinde daha fazla kafa yorarak tekrar irdelemeni isterdim zira bu yazında o anki bilinç yapın ve içselliğinde içinde ne varsa o an onu çıkarmışsın. Altı çizilmesi gereken çok önemli hususlar yazının derinliğinde hatırlanası ama silik kalmış..Böyle oluncada çok sıradışı bir hayatı ve düşünelerini yazıların içinde unutup gidiyoruz.

Anlatılacak çok şey var ama bunlar bir yazıya sığacak kadar kısa değil diye düşünüyorum özellikle senin için.. Sevgiler.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...][Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
joyous Kullanıcısına Bu Mesaj İçin Tesekkür Edenler:
feliXtigra (22. July 2010)
Eski 22. July 2010   #5
Admin.SanatForum
feliXtigra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 2. May 2010
Bulunduğu Yer: Antalya
Yaş: 28
itibar: (0)
Mesajlar: 2,286
Tesekkür: 422
401 Mesajına 518 Tesekkür Aldı
feliXtigra is on a distinguished road
Standart

Yazımı merakla okuduğun ve yazıya detaylı olarak getirdiğin değerli yorumların için çok teşekkür ederim Joyous. Yazılarımda değindiğim konulara ve yansıttığım duygulara en doğru yorumlar getirebilecek kişilerden birisisin burada. Bu nedenle de yorumlarında oldukça başarılı tespitler bulunuyor.

Yazılarımda farklı konulara sert geçişler bulunduğuna katılıyorum. Her zaman bu şekilde davranıyorum yazılarımda. Bilgisayarda değil de, gerçek kağıtlar üzerine gerçek kalemlerle yazdığım pek çok yazım da mevcut. Bu deneme yazılarım pek çok defa gözden geçtiği için anlatım bakımından çok daha yumuşak. Kağıt üzerindeki yazılarım ise çok daha agresif ve konular arasındaki keskin geçişlerim, her şeyi üzerinde bir an önce konuşma arzumu çok daha net yansıtıyor. Bir gün o yazılarımı da buraya aktarmak isterim.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Etiketler
deneme, haati sorgulayan yazilar, hyati sorgulayan denemeler, sorgulayan deneme yazilari, sorgusal deneme, yasami sorgulayan yazilar


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Bulunmamaktadır
Cevap Yazma Yetkiniz Bulunmamaktadır
Eklenti Yükleme Yetkiniz Bulunmamaktadır
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Bulunmamaktadır

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum Saati: 05:02. Zaman dilimi GMT +4 Olarak Ayarlanmıştır.
Powered by vBulletin™ Version 3.8.4
Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC3
SanatForum Licenced To SanatForum
SanatForum ; Düşünen ve üreten insanları bu uğraşlarından vazgeçirmeye çabalayan; toplumda yaşayan bireylerin ortak hareket ederek birbirlerine kenetlenmelerini istemeyen, toplumun neredeyse tamamını belirli araçlarla adeta uyuşturmaya çalışan bir sistem ve düzen içerisinde dahi hala inatla ve korkusuzca düşünen ve üreten insanlara ithaf edilmiştir.
Edebiyat