SanatForum »Yazım Atölyesi »Diğer Yazım Türlerine Ait Yazılarınız »Denemeleriniz » Benim kalabalığım

Benim kalabalığım


SanatForum sitesindeki Denemeleriniz - kategorisi altındaki Benim kalabalığım isimli konuyu görüntülemektesiniz.


Cevapla
 
Geri İzleme Seçenekler Stil
Eski 29. September 2011   #1
Sanat'a Giriş...
Kullanıcı Adı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 14. September 2011
Bulunduğu Yer: Sakarya
itibar: (0)
Mesajlar: 13
Tesekkür: 5
6 Mesajına 13 Tesekkür Aldı
Kullanıcı Adı is on a distinguished road
Standart Benim kalabalığım

Gri gri bulutlar, topukları kırılmış ayakkabılar, burnu yamuk insanlar, siyah beyaz zebralar, falanlar filanlar …
Ruhum kurdeşen dökmüştü, zebralar bile doğal halleriyle mutsuzluk sebebimdi. E çünkü ben aslında mutsuzlukları severim de hani. Ama bir aşamadan sonra ölecek gibi oluyorsun. Mutsuzluklarımla mutlu mutlu ölen bir aptal da olmak istemedim. Sakarya boğucuydu. Güneş tepede alev alev, rüzgar esse ne olacak? Kavuruyor içimi. Kimsenin bilmedikleri, Sakarya ’nın bildikleri, evimin duvarları, odamın tavanı, yastığım yorganım, hepsinde içimi yakan sırlar sırlar sırlar… İtiraf edemedim, edemezdim, kendime olan aşkımdan. İşte ben böyle menem bir şeyim.

BURGER KİNGE HOŞGELDİNİZ, burger KİNGE hoş geldiniz, KİNG Buger, buger kingo, kingozolop, zibzib, zobolop, siparişi bu kasadan alabiliriz, rizrizriz, ranch sos, abidik kubidik, blö hööööööööööööö, de get. Bir kere kırmızıyı ben severim, ama burger kırmızısını artık sevmiyordum. Sakarya’ daki tükenmek bilmeyen burger king sevdası, gençlerin ranch sos aşkı. İçime fenalık gelmişti benim. Hani alternatifleri de denemedik değil. Katık olsun, Efendi İskender olsun, Beyzadesiydi, amaaaan işte aklınıza ne gelirse. Yemek yemek için, içmek için, oturmak için, Sakarya’daki her yer, HER YER neredeyse karış karış gezildi. Aystisinden içildi, lavobasında el yıkandı, mekanlar hunharca eleştirildi ama tatmin etmedi edemedi işte. Koskocaman bir yaz, zihinlerimizde esen ayaz, ruhumuzun mevsime uygun giydirilmeyişinden döktüğü kurdeşen ve zavallı yapmak istediklerini yapamayan, affedin YAPMAYAN, genç fakat bir o kadar da tembel beyinler. Ah gençler, ah-ben! Maalesef ki BEN de.

Evet. Bana tatil iyi gelecekti. Tatil lazımdı artık bana.

Gözlerime,
Ellerime,
Saçlarıma,
Tenime…

Ruhuma yenilik lazımdı. Çok çalışıp yorulduğumdan değil ha, çok yatıp yorulduğumdan lazımdı. Elimde okunmayı bekleyen onlarca kitap, izlenmeyi bekleyen onlarca film, iletişim kurmam gereken onlarca insan… Nedense yalnızca internette gezindim (gezinmek? Mal mal bakınmak…). Fotoğraf çekmek de var, fotoğraf fotoğraf diye yanıp tutuşmak. Öğrenmeden başarmayı beklemek yine ve gün geçtikçe sorumsuz, çekilmez bir kadın olmak, ‘Uykusuz, aksi, lanet…’

En nihayetinde tatile gittim evet. Deniz,güneş, kumlar, kızlar… Kızlar? Yok yok, yanlış anlamayın. Tatilde benim için kızların çekici unsur olması kadar gerçek dışı deniz, güneş ve kumlar. Kayseri’deydim. Bizde öyle bayram tatilinde, iki yaşlı yürek heyecanla evlatlarının torunlarının gelişini bekliyorken eğlenmelere gidilmez. Ama eğlenceyi ayağımıza getiririz, Kahya sülalesinde istendiğinde yapılmayacak şey yoktur(!)

Ayrıca bizim ailede her şey acele ile yapılır. Acele ile yer içersin, acele ile hazırlanmalısındır. Alışverişi muhakkak acele ile yapmalı, yolculuğa çıkmak için acele etmelisindir ve hatta acele ile eğlenmelisindir bile. Babam hatta ‘hadici ali’ lakabıyla bilinir bizim ailede. Kayseri’ye gideceğimiz günün sabahı erken vakitte yine acele acele uyandırıldık. Acele ile hazırlandık ve alel acele evden çıktık. Yola çıkışımızın üzerinden bir saat geçmişti ki biricik fujimi, fotoğraf makinemi evde unuttuğumu fark ettim. Ne kadar geri dönelim diye ısrar ettiysem de babamı ikna edemedim tabii. En son acele acele hıçkırarak ağlamaya karar verdim. Bunu uyguladığımda kıyamayıp İstanbul’u aradılar. Kuzenimin dayısı Kayseri’ye gelirken Sakarya’ya uğrayıp, bizim eve çatıdan girip fotoğraf makinemi aldı bir hırsız misali. Herkeste bir telaşlar, bir aman oflar, ayıp oldular falan… Bende ise tarifsiz bir huzur, evveli hiç yaşamadığım bir huşu ve elbette gözümde değeri ayyuka çıkan biricik Ali dayı ki bayramda elini bile öptüm (ne kadar çok ali var ailemde ya)

Sonunda yol öyle böyle bitti. Gelenekselleşmiş yarışmamızın sonucunda Erciyes dağını arabada ilk gören kişi çikolata ile ödüllendirildi. Ben Kayseri’liyim, Develi’liyim. Yazın Develi’de babannem-dedem yaşarlar ve bize her gelişimizin akşamında muhakkak mantı yaparlar. MANTI! Hayatımın anlamı. Yemin ederim bir kaşıkta 40 tane! 41 kere maşallah babanneme bu yolu sırf bunun için bile çekebilirim. Ortam şen şakrak olur. Farklılıkları kimse yadırgamaz. Amcam ve babam birbirlerini nasıl seviyorlarsa biz kuzenlerde birbirimizi öylece karşılıksız severiz. Bayram tatilini geçireceğimiz evin tasviri ise oldukça basit. Ev gerçekten çok küçük ve eskidir. 2 sıradan odası, süsleyerek tasviri mümkün olmayan çok amaçlı bir antresi, bir ebeveyn odası , bit kadar bir mutfağı ve hem banyo hem tuvalet olarak kullanılan 3-4 metrekarelik bir bölümü vardır bu evin. Bahçesi de bit kadardır ama dünyanın en lezzetli domatesi orada yetişir. Bu evde yaşarken yenilebilecek en makbul en tatlı tatlı kaysı kurusudur. Kara üzüm en revaçtaki meyvedir. Karpuz ise ikinci sırada gelir. Evin kapısı kilitlenmez ve dışarıdan da açılabiliyordur. Kimse gizlice girmeye yeltenmez, hırsız mırsız yoktur o mahallede ve olsa bile çalabileceği pek bir şey de yoktur aslında. İnsanların gözleri arabadan adımınızı dışarıya attığınız andan itibaren size doğru çevrilir ve kendinizi bir angelina jolie bir brad pitt gibi hissedersiniz. Yürüyüşünüzde ayrı bir hava eser tabii olarak, anlamsızdır, saçmadır. Zaten gelişinizi 2 dakika sonra onlar unutacak ve saltanatınız 2 dakikaya yıkılacaktır. Ama eğlencelidir işte yine de, tabii eğlenmeyi isteyene.

Yemek yeme faslı ise 13 kişiyle ayrı bir curcuna olur. Büyükler masada, küçükler yer sofrasında oturur, oldukça gürültülü bol kahkahalı yemekler yenir. Yemekler çok lezzetlidir ancak yemeklerden daha lezzetli olan bir enerji gezinmektedir havada. Herkes o enerjiyi çeker nefes diye. En olumsuz ortamları eğlenceye çevirebilecek ılık bir enerji. Karşındakinin bakışından, konuşmalarından, eleştirilerinden, heeeeeeeeeer şeyinden yayılır havaya işte. Eleştirip durduğum polyannayı işte o vakit kucaklarım. Adamsın kanka der, yanağından bir makas alırım, sonra da cacığımdan bir kaşık, cıvıklımdan bir ısırık cıvıklı demişken o ne harika yemektir bilir misiniz? İncecik pidenin üzerinde küçük küçük doğranmış etler, domatesler. Isırdığınızda ağzınızda sıcacık çıtır çıtır bir lezzet. Yer olsa yeme de yanında yat diyeceğim fakat bir cıvıklılık bile yer yoktur yatmak için serilen döşeklerde. Zira 13 kişi 2 odaya ve hatta antreye zar zor sığışır babannemlerin yazlık evinde ve geceleri kimseyi uyku tutmaz nedense. Işıklar kapatıldığında duvarlarda gölge oyunları oynanır. Çocuk kısmı gülüşüp bağrıştıkça babannem de sinirlenir, susmamız için bağırır. Ama biz asla susmayız. Aslında o da susmamızı istemez. Evinin neşesi, yüreğini dinç tutan demli çayı torunları onun, elbette dedemin de öyle. ‘Artık susun gayrı, dınnanıza it sıtçsın!’ diye bağırışında gitmeyin evlatlarım, sizsiz burası çok sessiz deyişler gizlidir aslında. Biz de gidelim diye söylenip dururken gitmesek daha mı mutlu oluruz diye düşünmekteyizdir.

Gitmek çok garip bir fiil. Kimi zaman insanı delicesine mutlu eder gitmek. Kimi zamansa yüreğine bir gülle gibi sert iner. Bazen her iki duyguyu da hissettirir. Ve kalabalık... Sevdiğin insanlarla bir kalabalık oluşturmak neden güzeldir bilir misiniz? Bambaşka bir sen bulur, sırlarla dolu, dertlerle, endişelerle, yapılması gerekenlerle dolu seni unutursun. Diğerleri de kendilerini unutur. Kalabalık diye adlandırılırsınız artık. Karşıdan karşıya geçmek gerektiğinde kırmızı ışık işlevi bile üstlenebilirsiniz. Teklifsiz size tahsis edilir restoranlar. Bir şeye üzülünmesi gerekiyorsa, o üzüntü kalabalıkta ne kadar kişi varsa o kadar parçaya bölünür ve mutluluklar kalabalıktaki insan sayısınca artar. Sevdiğin insanlardan oluşan kalabalıkta yalnızlık bulmak bile, tek kişilik yalnızlıklardan çok daha az tahrip eder.

Ben tatil diye Kayseri’ye gittim, evet. Herkes karenin içerisindeyken ben ardında fotoğrafları çekendim. Hep hatıra fotoğrafı çekebildim evet ama dünyanın en itibarlı fotoğrafçısından bir farkım yoktu. Hep tipimle alakalı espriler duydum ancak kainatın en güzel kızından hiç bir eksiğim yoktu. Sürekli yalnız takılıyor gibi gözüksem de, en ateşli taraftar bile benim kalabalığım kadar ses çıkaramazdı. Bu kalabalığın kurallarına en zıt düşen kişi olsam bile, kurallardan nefret etsem bile, şöyle dolu dolu söyleyeceğim; BEN MUTLUYUM.

Gitmek kelimesi bak gülle oldu oturdu yüreğimize. En çok da babannem ile dedeminkine. Ama bu gitmenin ardından bir gelme olduğu sürece, gelmek benlik telaşlarından sıyrılıp kalabalık olmak manasında sayıldığı sürece, daha doğrusu bazen gitmek benliğinden gidip kalabalığına varmak olduğu sürece bizi delicesine de mutlu edecektir. Ve şimdilik ben gidiyorum, hoşça kalın.

AHSEN KAHYA
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Kullanıcı Adı Kullanıcısına Bu Mesaj İçin Tesekkür Edenler:
baykuş (30. September 2011)
Google Reklamları
Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Bulunmamaktadır
Cevap Yazma Yetkiniz Bulunmamaktadır
Eklenti Yükleme Yetkiniz Bulunmamaktadır
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Bulunmamaktadır

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum Saati: 05:13. Zaman dilimi GMT +4 Olarak Ayarlanmıştır.
Powered by vBulletin™ Version 3.8.4
Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC3
SanatForum Licenced To SanatForum
SanatForum ; Düşünen ve üreten insanları bu uğraşlarından vazgeçirmeye çabalayan; toplumda yaşayan bireylerin ortak hareket ederek birbirlerine kenetlenmelerini istemeyen, toplumun neredeyse tamamını belirli araçlarla adeta uyuşturmaya çalışan bir sistem ve düzen içerisinde dahi hala inatla ve korkusuzca düşünen ve üreten insanlara ithaf edilmiştir.
Edebiyat