SanatForum »Akademik - Sosyal Bilimler »Felsefe »Felsefi Akımlar » Osho ve Osho Öğretileri

Osho ve Osho Öğretileri


SanatForum sitesindeki Felsefi Akımlar - kategorisi altındaki Osho ve Osho Öğretileri isimli konuyu görüntülemektesiniz.


Cevapla
 
Geri İzleme Seçenekler Stil
Eski 14. July 2010   #11
Admin.SanatForum
feliXtigra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 2. May 2010
Bulunduğu Yer: Antalya
Yaş: 28
itibar: (0)
Mesajlar: 2,287
Tesekkür: 422
401 Mesajına 518 Tesekkür Aldı
feliXtigra is on a distinguished road
Post Osho, Bastırms ve Kontrol Üzerine

BASTIRMA VE KONTROL

Asla bir hayvanı savaşa giderken göremezsin. Elbette arada bir kavgalar olur fakat onlar bireysel kavgalardır; Doğu’nun tüm kargalarının Batı’nın tüm kargalarıyla savaştığı yahut Hindistan’ın tüm köpekleriyle Pakistan’ın tüm köpeklerinin savaştığı dünya savaşları değildir… Öyle değildir. Köpekler bu kadar aptal değildir, kargalar da.
Evet bazen kavga ederler ve bunda yanlış hiçbir şey yoktur. Eğer onların özgürlüğü ihlal edilmişse kavga ederler fakat kavga bireyseldir.

O bir dünya savaşı değildir. Şimdi sen ne yaptın? İnsanlığı bastırdın ve bireylerin arada bir öfkelenmesine —ki bu doğaldır— izin vermedin. Toplamda ortaya çıkan nihai sonuç herkesin öfkesini toplamaya devam etmesi, öfkesini bastırmaya devam etmesidir.

Sonra bir gün, herkes o kadar çok zehirle doludur ki bu bir dünya savaşı olarak patlak verir. Her on yılda bir dünya savaşına ihtiyaç vardır. Ve bu savaşların sorumlusu kimdir? Senin sözde azizlerin ve ahlakçıların, İyilikseverlerin; senin hiçbir zaman doğal olmana izin vermemiş olan insanların.


BASTIRMA NEDİR?

BASTIRMA yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demektir. BASTIRMA hiçbir zaman yapmayı istememiş olduğun şeyleri yapmaktır. BASTIRMA olmadığın bir kimse olman demektir. BASTIRMA kendini yok etmenin bir yoludur. BASTIRMA rdır; elbette çok yavaş bir şekilde ama çok kesin, yavaşça zehirlenmedir. İfade etmek hayattır; bastırma rdır.

NİÇİN? Niçin insan bu kadar çok bastırıp sağlıksız hale gelir? Çünkü toplum sana dönüştürmeyi değil kontrol etmeyi öğretir. Ve dönüştürmenin yöntemi tamamıyla farklıdır. Hepsinden önce o kontrol etme yöntemi hiç değildir, O TAM TERSİDİR.

BASTIRARAK ZİHİN BÖLÜNÜR. Kabul ettiğin kısım bilinç haline gelir ve reddettiğin kısım bilinçaltı haline gelir. Bu bölünme doğal değildir, bölünme bastırma yüzünden oluşur. Ve bilinçaltına toplumun reddettiği tüm pislikleri atmaya devam edersin. Ancak unutma oraya attığın her ne olursa olsun giderek daha çok senin bir parçan haline gelir: O senin ellerine, kemiklerinin içine, kanına; kalp atışlarının içine siner.

Artık psikologlar hastalıkların neredeyse yüzde yetmişinin bastırılmış duygulardan kaynaklandığını söylüyor: Çok kalp rahatsızlığı kalpte bastırılan çok fazla öfke demektir, O kadar çok nefret var ki kalp zehirlenmiştir.

İlk şey: KONTROL ETMEDE BASTIRIRSIN, DÖNÜŞTÜRMEDE İFADE EDERSİN.

Fakat başka birisine ifade etmeye gerek yoktur çünkü “başka birisi” konu dışıdır. Bir dahaki sefer öfke hissettiğinde git ve evin etrafında yedi kez koş ve bundan sonra bir ağacın altında otur ve öfkenin nereye gittiğini izle. Onu bastırmadın, onu kontrol etmedin, onu hiç kimsenin üzerine kusmadın. Çünkü eğer bunu birisinin üzerine kusarsan bir zincir oluşur çünkü diğeri de en az senin kadar aptaldır, senin kadar bilinçsizdir. O senin üzerine daha çok öfke akıtacaktır, o senin kadar bastırılmıştır.
O zaman bir zincir ortaya çıkar: Sen onun üzerine kusarsın, o senin üzerine kusar. Ve her ikiniz de düşman olursunuz.

ONU HİÇ KİMSENİN ÜZERİNE KUSMA. Bu tıpkı kusma isteğinin gelmesi gibidir: Gidip birisinin üzerine kusmazsın. Öfkenin kusulmaya ihtiyacı vardır. Tuvalete gider kusarsın. Bu tüm bedeni arındırır; kusmayı bastırırsan bu tehlikeli olacaktır. Ve sen kustuğunda tazelenmiş hissedeceksin, hafiflemiş, rahatlamış, iyi, sağlıklı hissedeceksin.

Yediğin yiyecekte yanlış bir şey vardı ve bedenin onu reddediyor. ONU İÇERDE KALMAYA ZORLAMA. Öfke sadece zihinsel bir kusmuktur. İçine aldığın şeyde yanlış bir şey vardır. Ve senin tüm psişik varlığın onu kusmak ister. Fakat onu başka birisinin üzerine kusmana gerek yoktur. İnsanlar onu başkalarının üzerine kustuğu için toplum onu kontrol etmeni söyler.

Ne zaman doğal olursan bunun anlamı önceden planlanmış bir fikre göre hareket etmiyorsun demektir. Aslında bir şey yapmak için hazır değildin; eylem bir yanıt olarak kendiliğinden ortaya çıkmıştır.

Şu birkaç kelimeyi anlamak durumundasın. İlki TEPKİ VE YANIT ARASINDAKİ AYRIMDIR. Tepki diğer kimse tarafından kontrol edilir. O sana hakaret eder: Sen öfkelenirsin ve o zaman sen öfkeyle harekete geçersin bu tepkidir. Sen bağımsız bir insan değilsin. Herhangi birisi seni şu yöne ya da bu yöne çekebilir. Sen kolaylıkla etkilenebilirsin; sen duygusal olarak şantaja maruz kalabilirsin.

TEPKİ DUYGUSAL BİR ŞANTAJDIR. Sen öfkeli değildin. Adam sana hakaret etti ve onun hakareti öfkeyi yarattı; artık senin eylemin öfkeden kaynaklanır. YANIT ÖZGÜRLÜKTEN GELİR. O diğer kişiye bağlı değildir. Diğer kişi sana hakaret edebilir. Fakat sen kızmazsın;tam tersine bu olay üzerine derin düşüncelere dalarsın: Niçin o sana hakaret ediyor? Belki de o haklıdır. O zaman ona kızmaktansa şükran duymalısın. Belki de o haksızdır. Şayet haksızsa onun yanlışı için niye kendi kalbini öfkeyle KAVURASIN?

Duygular senin tam bir birey haline gelmene yardım etmeyecek. Onlar sana sağlam bir ruh vermeyecek. Sen tıpkı ölü bir ağaç dalı gibi niçin olduğunu bilmeden rüzgârda sağa sola savrulup duracaksın. Duygular insanı tıpkı alkol gibi körleştirir. Onların sevgi gibi iyi isimleri olabilir, onların öfke gibi kötü isimleri olabilir fakat ARADA BİR SENİN DE BİRİSİNE ÖFKELENMEN GEREKEBİLİR, bu seni rahatlatır.

YAŞA, DANS ET, YE, UYU her şeyi mümkün olduğunca TAM yap. Ve tekrar ve tekrar hatırla: Ne zaman kendini herhangi bir problem yaratırken yakalarsan hemen onun dışına sıyrıl. Bir kez problemin içine girdiğinde o zaman bir çözüme ihtiyaç olacaktır. Ve bir çözüm bulsan bile, bu çözümün içinden, yine bin bir tane problem ortaya çıkacaktır.

Bir kez ilk adımı kaçırdığında tuzağa düşmüşsündür. Ne zaman problemin içine çekildiğini görürsen KENDİNİ YAKALA, koş, zıpla, dans et ama problemin içine girme. Hemen bir şey yap, böylelikle problemi yaratmakta olan enerji akışkan, eriyik hale geçsin, kozmosa geri dönsün.

Hiç öfkelenmeyen ve öfkesini sürekli olarak kontrol eden bir kişi ÇOK TEHLİKELİDİR. Ona dikkat et; seni öldürebilir. Şayet kocan hiç öfkelenmiyorsa onu polise bildir. Arada bir öfkelenen bir koca çok doğal bir insandır, ondan korkmaya gerek yoktur. Hiç kızmayan bir koca bir gün ansızın üstüne atlayıp seni boğacaktır. Ve o bunu sanki bir şey tarafından ele geçirilmiş gibi yapacaktır. Katiller mahkemelere asırlardır, “Suçu biz işledik fakat ruhumuz ele geçirilmişti” demişlerdir. Onları kim ele geçirmiştir? Onların kendi bastırılmış bilinçsiz, sömürülmüş bilinçaltı.

Duyarlılık farkındalıkla birlikte gelişir. Kontrolle sen cansız ve ölü hale geçersin. Kontrol mekanizmasının bir parçası budur: Cansız ve ölüysen hiçbir şey seni etkilemez, sanki beden bir kaleye, bir savunmaya dönüşür. Hiçbir şey seni etkilemez, ne hakaret ne de sevgi. Ancak bu kontrolün bedeli çok ağırdır, çok gereksiz bir bedeldir. O zaman bu, hayatının tüm çabası haline dönüşür: Kendini nasıl kontrol etmelisin; ve sonra da ölmelisin? TÜM BU KONTROL ÇABASI senin bütün enerjini alır. Ve sen sonra basitçe ölürsün. Ve hayat donuk ve ölü bir şeye dönüşür; sen bir şekilde onu taşımaya devam edersin. Toplum sana kontrol etmeyi ve yargılamayı öğretir çünkü bir çocuk sadece bir şeyin kötülendiğini hissettiği zaman kontrol edecektir.

OSHO
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Eski 14. July 2010   #12
Admin.SanatForum
feliXtigra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 2. May 2010
Bulunduğu Yer: Antalya
Yaş: 28
itibar: (0)
Mesajlar: 2,287
Tesekkür: 422
401 Mesajına 518 Tesekkür Aldı
feliXtigra is on a distinguished road
Post Osho'dan Öfke ve Duygular Üzerine Alıntılar

ÖFKE ve DUYGULAR

Senin düşüncelerin bir gölgedeki dalgalardan başka nedir? Senin duyguların, ruh hallerin, hislerin nedir? Senin tüm zihnin nedir, sadece bir karmaşa! Ve bu karmaşa yüzünden kendi doğanı göremezsin. Sen sürekli kendini ıskalarsın. Dünyadaki herkesle buluşursun ve asla kendinle buluşmazsın.
* * * * *
Sen öfkelisin, fakat sen sonsuza dek öfkeli kalamazsın. En öfkeli insan bile arada bir güler, gülmek zorundadır. Öfkeli olmak sürekli bir hal olamaz. En üzgün insan dahi gülümser; ve sürekli gülen bir insan bile arada bir ağlar ve gözünden yaşlar akar. Duygular sürekli olamaz. Bu nedenle onlara duygular (emotions) denir. İngilizcedeki bu sözcük hareket anlamına gelen (motion) dan gelir. Onlar hareket eder; bu yüzden de onlar duygulardır. Birinden diğerine sen sürekli olarak değişirsin. Şuan üzgünsün, sonraki an mutlusun; şimdi öfkelisin, sonraki an şefkatlisin; şu an sevgi dolusun, sonraki an nefretle dolusun; sabah güzeldi, akşam çirkindir. Bu böyle sürer.
* * * * *
Herkes kalbin sevgi, nefret ya da öfke gibi duyguların kaynağı olduğu görüşündedir. Nasıl ki zihnin kavramsal düşüncelerin kaynağı ise, kalp de duygusallığın ve hassasiyetin kaynağıdır. Genel geçer bakış açısı budur.

Bu geleneksel ayrımla, bu duyguların ve hislerin ve duyarlılıkların kalbe ait olduğu yanılsaması ile büyütüldük.
Ancak senin kalbin yalnızca bir pompalama mekanizmasıdır. Düşündüğün, hayal kurduğun ya da hissettiğin herşey zihninle sınırlanmıştır. Zihninin yediyüz tane merkezi vardır. Ve onlar herşeyi kontrol eder.

Fakat Buda "kalp" derken varlığının tam merkezi demek ister. Senin sevginin, senin nefretinin, her şeyinin zihninden çıktığının farkındadır. Ve ben onun kesin bir şekide bilimsel olduğunu düşünüyorum; tüm psikologlar onunla hemfikir olacaktır.

Bunu kendin deneyebilirsin. Öfkenin nerden çıktığını görebilirsin: Zihinden. Duygularının nereden yükseldiğini görebilirsin: Zihinden... Zihin büyük bir olgudur; o kavramsal düşünceyi kapsar; o, senin duygusal kalıplarını, senin hislerini kapsar.
* * * * *
Zihin düşünen kısımdır. Ve kalp ise aynı zihnin hisseden kısmıdır. Hissetmek ve düşünmek, düşünceler ve duygular.
Fakat TANIKLIK, her ikisinden de ayrıdır. Düşünüyor olsan da tanık seyreder. Bir düşünce gelip geçiyor; öfkeli olsan da tanık seyreder. Bir duygu gelip geçiyor, tıpkı bulutların geçmesi ve senin onları görmen gibi. Sen ne iyisin ne de kötüsün. Sen ne hoşsun ne de hoş değilsin. Sen ne duygusun ne de düşüncesin. Sen ne zihinsin ne de kalpsin.
* * * * *
Sen "zihnin" değilsin. Sen "bedenin" değilsin. Senin içinde bir yerlerde zihne, duygulara, fizyolojik tepkilere bakabilecek olan bir "tanık" var. Bu tanık "sensin". Ve bu tanık, bir kez orda merkezleşirsen herşeyden keyif almaya muktedirdir.

Zihnin azap çeker, acı çeker; o her çeşidinden "duyguları", "bağlılıkları", "arzuları" ve "özlemleri" hisseder. Ancak bunların tümü zihnin yanılsamalarıdır. Zihnin ötesinde asla herhangi bir yere gitmemiş olan senin "gerçek özün" vardır. O her zaman buradadır ve buradadır.
* * * * *
Şayet öfkeliysen, o zaman öfkeli ol ve onu "iyi" ya da "kötü" diye yargılama.

Eğer belli bir duygunun farkına vararak o duygu kayboluyorsa olumsuzdur, eğer belli bir duygunun farkına vararak o duygu yayılıyor ve senin varlığın haine geliyorsa, o olumludur. Farkındalık onu derinleştirir.

Şayet birşey senin farkındalığında derinleşiyorsa o iyi birşeydir. Şayet birşey senin farkındalık aracılığıya kayboluyorsa o kötü birşeydir.

Farkındalığın içinde barınmayan şey günahtır, farkındalığın içinde büyüyen şey sevaptır. Günah ve sevap toplumsal kavramlar değildir, onlar içsel farkındalıklardır.

Eğer şayet gerçekse olumsuz duygular dahi iyidir ve yavaş yavaş onların gerçekliğinin ta kendisi onları dönüştürür.
Giderek onlar daha çok olumlu hale gelir ve tüm pozitif ve negatifliğin kaybolduğu bir an olur.

Sen basitçe sahici hale gelirsin.. Neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmezsin, neyin pozitif neyin negatif olduğunu bilmazsin. Sen basitçe gerçeksindir. Bu gerçeklik sana hakiki olan hakkında ipucu verir.
* * * * *
Pek çok insan aşırı hassasiyetin "maneviyat" olduğunu düşünür. Duygular düşünceler kadar "zihinseldir". Ve senin kalp olarak adlandırdığın şey, kafanın içindedir. Sen çok kolay duygusallaşabilirsin. Ağlayabilirsin ve gözlerinden büyük inci taneleri gibi gözyaşları dökülebilir. Fakat ruhsal hiçbir şey yoktur. Gözyaşları herhangi bir başka bir şey kadar fizikseldir. Gözler bedenin parçasıdır. Ve duygular fiziksel enerjideki bir karmaşadır. Ağlarsın ve gözyaşı dökersin; elbette rahatlamış hissedeceksin, iyi bir ağlamadan sonra rahatlamış hissedeceksin. Rahatlayacaksın. Dünyanın her yerindeki kadınlar bunu bilir. Onlar bunun işe yaradığını çok iyi bilir. Onlar ağlar ve gözyaşı döker ve rahatlarlar. O ruhsal bir boşalımdır. Ancak bunda manevi hiçbir şey yoktur. Ancak insanlar herşeyi karıştırmaya devam ederler. Ruhsal olmayan şeylerin ruhsal olduğunu düşünmeye devam ederler.
* * * * *
Öfkenin psikolojisi şudur: Sen birşey istersin ve birisi ona sahip olmanı engeller. Senin tüm enerjin birşey elde ediyordu ve birisi enerjiyi engelledi. Şimdi engellenmiş olan bu enerji öfkeye dönüşür; arzunu yerine getirme olasılığını yok etmiş olan kişiye karşı öfke haline gelir.

Öfke asla senin merkezinden gelmez, o EGO'dan gelir ve EGO SAHTE BİR ŞEYDİR. Şayet derine inersen onun merkezden değil çeperden geldiğini bulacaksın. Merkezde boşluk, SALT BOŞLUK vardır.

Ego toplum tarafından yaratılmış sahte bir varlıktır, o bir kimliktir, görecelidir. Ansızın bir darbe alırsın ve ego incinmiş hisseder, öfke oradadır.

Sen öfkelisin.. O kadar çok öfke biriktirdin ki artık öfkeli olmadığın bir an yok; en iyi itimalle bazen az bazen daha çok öfkelisin.

Öfkeden kurtulmak istersen bu zordur. Çünkü öfkeden kurtulma tavrın bölünme yaratır. Sen öfkenin kötü olduğu, öfkesizliğin iyi olduğu; seksin kötü olduğu, sekssizliğin iyi olduğu; hırsın kötü olduğu, hırssızlığın iyi olduğu varsayımıyla başlamışsındır. Şayet böyle bölünmeler yaratırsan, gerçekte var olan özelikleri tanımak için pek çok zorlukla karşılaşacaksın. O zaman onları aşsan bile o sadece bastırma olacaktır.

Önereceğim ilk şey kendini ik iparçaya bölme. Gözlemci olmanı önerebilirdim ama zamanı gelmedi. Gözlemlemeyi unut. Hissettiğin tüm duyguları yaşa; bu sensin. Nefret dolu, çirkin, değersiz; her ne ise gerçekten onun içinde ol.
Onlara bilince gelebilmeleri için şans tanı.

Şu an gözlemleme gayretiyle onları bilinçaltına bastırıyorsun. Sonra günlük işlerinle meşgul oluyorsun ve tekrar onları geri dönmeye zorluyorsun.

Olumsuz duygularını "ifade et" dedim. "HERKESİN ORTASINDA" demedim.

Birisi hakkında olumsuz bir duygu hissettiğin an diğer kimsenin konuyla ilgisi yoktur. Öfkeyi kimsenin üstüne kusmaya gerek yoktur. Tuvalete gidebilirsin, uzun bir yürüyüşe çıkabilirsin; yani içindeki bir şeyin acil bir eyleme ihtiyacı var ki, onu yaptığında rahatlasın. Sadece birazcık koşu yap ve rahatlamış hissedeceksin. 5 dakikalık katarsis sayesinde yüklerinden kurtulmuş hissedeceksin ve bir kez bunu bildikten sonra asla onu kimsenin üzerine kusmayacaksın çünkü bu tam bir ahmaklıktır.
* * * * *
Çaresizlik, öfke, umutsuzluk, keder, mutsuzlukla ilgili yanlış olan tek şey senin onlardan kurtulmaya çalışmandır.
Onları yaşamak zorundasın. Onlar hayatın bütünleştiği ve geliştiği koşulların ta kendisidir. Onlar hayatın meydan okumalarıdır. Onlar kılık değiştirmiş rahmettir.

Öfkenin nedenini anlamaya çalış. Nederen geliyor, kökleri nerede, nasıl gerçekleşiyor, nasıl işliyor, sana nasıl hükmediyor, öfkeden nasıl deliriyorsun Öfkeyi ne kadar çok anlayabilirsen, o kadar az gerçekleşir Ve onu mükemmelen anladığında ortadan kalkar.

Herkes sana öfke kötüdür dedi ama kimse sana öfkeyi nasıl tanıyacağını söylemedi. Herkes seks kötüdür dedi, hiçkimse onun ne olduğunu, onu nasıl tanıyacağını anlatmadı. Ancak bu kötü şeyler hayatın gerçeğidir. Baban bile bundan kaçamamıştır, aksi halde senin doğmamış olman gerekirdi.

Bu iyidir bu kötüdür... Bu etiketleme mutsuzluk ve cehennem yaratır. Kendi gerçeklerinle kal, onları bilmeye çalış. Toplumun sana ideolojisini dayatmasına izin verme. Kendine başkalarının gözlerinden bakma. Senin gözlerin var, sen kör değilsin. Ve senin iç dünyanın kendi gerçekleri var.
* * * * *
Niçin insanlar sana kızıyor? Onlar sana kızgın değil, aslında onlar senden korkuyor. Ve sahip oldukları korkuyu gizlemek için öfke yansıtıyorlar. Onların öfkesi aslında tersine çevrilmiş korkudur. Hemen öfkelenen kimse sadece korkuyla dolu olandır. O öfkelenmese, o zaman onun korkusunu görebileceksin. ÖFKE BİR ÖRTÜDÜR. Onun korkusu hakkında herhangi bir fikre sahip olmadan önce seni korkutmaya çalışıyor. KORKU ÖFKENİN DİĞER YÜZÜDÜR. Ne zaman korksan korkunu gizlemenin tek yolu öfkelenmektir çünkü korku seni ele verir. Öfke senin etrafında bir perde yaratır; onun arkasına gizlenebilirsin.
* * * * *
Sevgi her zaman kişiyi sinirlendirir. Onun kişiyi sinirlendirmesinin nedenleri vardır. O bilinçaltından gelir ve senin tüm yapabildiklerin bilincin içindedir. Bilinçaltı bilinçten dokuz kat daha büyüktür, o yüzden bilinçaltından gelen herşey boğucudur. Senin tüm becerilerin, senin tüm bilgin bilinçtedir. Sevgi bilinçaltından gelir ve sen onunla ne yapacağını, onunla nasıl başa çıkacağını bilmezsin ve o çok fazladır. Bu yüzden insanlar duygulardan, hislerden korkarlar. Onlar insanın elini kolunu bağlar, insanlar onların kaos yaratacağından korkarlar; yaratırlar da... fakat kaos güzeldir! Düzene ihtiyaç vardır. Ve kaosa da ihtiyaç vardır. Düzen gerektiğinde düzeni kullan, bilinçli zihni kullan; kaosa ihtiyaç olduğunda bilinçaltını kullan ve bırak kaos olsun.

Tam bir insan her ikisini de kullanmaya muktedir olan, bilincin bilinçaltına ya da bilinçaltının bilince hiçbir müdahalesine izin vermeyen kimsedir.
* * * * *
Hissettiğin tüm duyguları yaşa, bu sensin.. Nefret dolu, çirkin, değersiz; her ne ise gerçekten onun içinde ol. Bırak ortaya çıksınlar - onları yaşa, acısını hisset.

Öfke güzeldir, seks güzeldir. Şayet onları kötülersen çirkinleşirler; şayet onları dönüştürürsen ilahi hale gelirler. Dönüştürülen öfke "şefkat" haline gelir. Sekse akan enerji "sevgi" halini alır.

Doğru ya da yanlış diye birşey yoktur, sadece farkında ol. Kişi farkındalıkla öfkelenemez, kişi farkındalıkla hırslanamaz, kişi farkındalıkla kıskanç olamaz.

Hiçbir peşin hüküm olmadan, hiçbir varsayım olmadan kendi içine gir ve öfkenin ne olduğunu gör.

OSHO
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Eski 14. July 2010   #13
Admin.SanatForum
feliXtigra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 2. May 2010
Bulunduğu Yer: Antalya
Yaş: 28
itibar: (0)
Mesajlar: 2,287
Tesekkür: 422
401 Mesajına 518 Tesekkür Aldı
feliXtigra is on a distinguished road
Post Osho, Zen Yolu-Tasavvuf Yolu

ZEN YOLU - TASAVVUF YOLU
(adlı kitaptan alıntılar, Osho)


" delirmekten korkmayın.. zaten delirmiş durumdasınız.. bu dünya büyük bir tımarhanedir.. her çocuk akıllı doğar ancak uzun süre akıllı kalamaz.. diğer deliler tarafından büyütülür.. diğer deliler tarafından koşullandırılır.. sonunda delirmek zorunda kalır..

çünkü hayatta kalmak için delirmek zorundadır..

arada aklıllı birileri çıkar; bir budha.. bir zerdüşt.. bir lao tzu bir isa..

işin garibi gerçekte deli olmayan bu insanlara deli denmesidir..

akıl hastanesine kapatılan insanlara bakarsanız eğer, çoğunluğun aslında oldukça duyarlı, hassas ince ve dışarıda ki diğerleri kadar kaba olmayan insanlar olduklarını görürsünüz...

derileri kalın olmadığı için incinirler.. kırılırlar..
derileri kalın olanlar ise her türlü deliliğin içinde uyum sağlarlar ve yaşamaya devam ederler..

insanın uyum sağlayabilme yeteği sınırsızdır. çocuk zamanla her şeye uyum sağlamayı öğrenir. ne kadar çok hurafaye uyum sağladığınızı görmek için kendinize bakmanız yeterlidir.

ne kadar çok aptalca inançlar edindiniz. gerçi bunların aptallığını farkettiğiniz anlar oluyor. ancak bu akıllı anları bir kenara itmek zorunda kalırsınız.. çünkü tehlikelidirler. pencere bir an açılır ancak hemen kapatırsınız. komşunuzun açık pencerenizi görmesinden korktuğunuz için hemen kapatmak zorunda kalırsınız. akıllılığınızı kimseye göstermek istemezsiniz. hz. isa şöyle diyor; ufak bir çocuk gibi olmadıkça benim tanrımın krallığına giremeyeceksiniz.

isa burada şunu demek istedi; her çocuk gibi tekrar akıllı olmadıkça, tanrımın imparatorluğuna giremeyeceksiniz.

fakat bu akıllanmanız diğerleri tarafından delilik olarak görülebilir. buda deli gibi görünebilir. isa deli gibi görünebilir. freud gibi bir deli isa nın nevrotik olduğunu düşündü. asıl nevrotik olan freud du ama o isa nın nevrotik olduğunu düşündü. bunu kanıtlamaya ve diğerlerini ikna etmeye çalıştı. neredeyse çağdışı olan tüm zihinleri ikna etmeyi başardı.

size tüm dünya bir tımarhanedir dediğim zaman bunu kanıtlamama gerek yok. çevrenize baktığınızda bir kanıt bulacaksınız zaten.

öncelikle deliliğe yol açan mekanizmayı anlayın. bu mekanizma da hırslar deliliğin temel sebebidir. biri olmaya çalışmak sizi sonunda delirtir. sadece hiç kimse olun. o kadar. o zaman problem kalmaz. hırslarınızı bırakarak yaşamaya başlayın. hırslı olan insan yaşamı erteleyen insandır aslında. o gerçek yaşamın daima yarınlar üzerine kurar - asla gelmeyen bir yarın.- hırslı insan saldırgan ve şiddet dolu olur. bunun sonucunda delirmek zorundadır. böyle olmayan ise barış ve sevgi dolu olur. hırslı insan acelecidir. koşturur durur. belli belirsiz sadece varmış gibi görünen bir ufkun penceresinden koşar.

böyle olmayan biri ise akıllıca davranır ve burada şimdide yaşar. aklı başındalık; huzurlu, uyumlu, neşeli ve şükran dolu olmaktır.

bir karakter yaratmaya çalışmayın. tüm olanlar karaktere çok fazla inanmanız yüzündendir. bilelim veya bilmeyelim dünyada ki insanların yüzde doksan dokuzu karakter yaratmaya inanır.

soru gerçekte kim olduğunuz sorusudur. gerçek gelişme evrim buradan başlar. bir insanın kendini keşfi dünyada ki en büyük keşfe çıkmaktır. ay'a gitmek everest'e tırmanmak bile daha kolaydır.

sebebi basittir bu yolda yalnız seyahat etmek zorunda kalacaksınız. tamamıyla yalnız.

ünlü yunan düşünürlerden platon şöyle demiş; bu yalnızın, yalnıza Uçuşudur... "

Kaynak:
Osho'nun sözlerine ilişkin takip eden bu mesajlar, [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] konumundaki üyelerin Osho kitaplarında yer alan sözleri içeren mesajlarından derlenmiştir.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
şu an Offline  
Digg this Post!Bookmark Post in Technorati
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Etiketler
cesaret, ego, extrem ogretiler, farkindalik, kabullenmek, ofke uzerine, osho biyografi, osho felsefesi, osho kimdir, osho ogretileri, yeni dunya inanclari, zen yolu tasavvuf yolu


Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Bulunmamaktadır
Cevap Yazma Yetkiniz Bulunmamaktadır
Eklenti Yükleme Yetkiniz Bulunmamaktadır
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Bulunmamaktadır

BB code is Açık
İfadeler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum Saati: 12:09. Zaman dilimi GMT +4 Olarak Ayarlanmıştır.
Powered by vBulletin™ Version 3.8.4
Copyright © 2012 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.0 RC3
SanatForum Licenced To SanatForum
SanatForum ; Düşünen ve üreten insanları bu uğraşlarından vazgeçirmeye çabalayan; toplumda yaşayan bireylerin ortak hareket ederek birbirlerine kenetlenmelerini istemeyen, toplumun neredeyse tamamını belirli araçlarla adeta uyuşturmaya çalışan bir sistem ve düzen içerisinde dahi hala inatla ve korkusuzca düşünen ve üreten insanlara ithaf edilmiştir.
Edebiyat